• icon Paltolar ve Cübbeler
  • icon Her Bahar Geldiğinde
  • icon Narsisizm; Yalnızlığın Sidikli Kontesi

Anıların Nereye Ait

 

 

Persistence of Memory- Salvador Dali

 

 

hani çocukluğunun geçtiği o eski evin
önüne çıkarsın tesadüfen
başını kaldırır
pencerelerine bakarsın
ve bir gülümseyiş bırakırsın kapısına
kapıları kapalıdır
zorlarsan açılır belki
korkarsın açıldığında göreceklerinden
anıları
hatırlamak istediğin haliyle saklamak
istersin içinde
döner gidersin
gülümsemen içeri girer ve karışır gider tozların arasına
herşey ait olduğu yerdedir
senin bu zamana
anılarının geçmiş zamana ait olması gibi...

 

Öylece durdum, o eski ve çürümeye yüz tutmuş tahta kapının önünde; boğazıma  yerleşen ve yutkunmamı zorlaştıran yumru ile birlikte gelen buruk bir heyecan duygusuyla.
Çocukluğumun özel anılarını hatırlamaya çalıştım ama nafile. Sanki hiç anım yokmuş gibi beynimin içi  bomboştu. İçeri girip girmemek arasında kısa bir tereddüt yaşadıktan sonra, biraz da tiksinti ve ürküntü ile kapının tokmağını çevirdim. Her şey çok pisti. Biz gittikten sonra hiç bir insan eli değmemiş gibiydi; doğanın elinden başka. Açarken zorlandım, geçen zaman içinde iklimin neminden şişmiş olan tahta kapıyı. Sert bir gacırtı ve ittirerek açmamın ardından küf kokusu ve toz kokusuydu birden burun deliklerimden içeri dolan. Sağ elimi, ağzımı ve burnumu örtecek şekilde yüzüme götürdüm. Ve bir süre tam kapının eşiğinde durdum.
Tam o anda merdivenlerden aşağı uçarcasına üçer beşer basamakları atlayarak inen kardeşimi gördüm.
“ Eyvah! ” dedim, içimden. “ Düşecek! ”
Gürültüyle onun yere kapaklanışını izledim.
“ Oh olsun! ” dedim... “ Annem sana kaç kere söyledi adam gibi in şu merdivenlerden diye...”
Tozların içinde yuvarlanıyordu kardeşim.
“ Aptal çocuk! ” dedim. Ama ne kadar da sevimliydi. Bir de söz dinlese... Silkinerek kendime geldim. Başımı sağa sola oynattım. Yerde sadece bozulmamış tozlar vardı.
Anılar ne garipler, nerden ne zaman çıkacakları hiç belli olmuyor.
Beni selamlıyorlar galiba. Bu bir hoşgeldin. İçeri girmem için cesaretlendirdi bu düşünce beni. Yavaş yavaş süzülüverdim bir hayalet gibi. Güldüm bu benzetmeme. Bu tür şeyler ancak filmlerde, masallarda ve halk arasında ağızdan ağıza yayılan söylentilerde olur.
Ne ben hayaletim, ne de anılarım...
Geçmişle bir randevuda gibi hissettim kendimi ama bu randevuyu ne zaman verdiğimi hatırlayamadım. Biraz da gecikmiştim sanırım. Üstünde fazla durmadım. Hızlı adımlarla odaları dolaşmaya başladım.
Ne kadar küçük görünüyorlardı odalar gözüme. Sersemlemiş gibi hissettim kendimi bir an. Duvarlardaki plastik boyalar yer yer kabarmış, bir kısmı da yerlere dökülmüştü. Renkleri de iyice kararmıştı duvarların. Bir zamanlar bu küçücük odaları ne kadar severdim. Eşyalarla dolu olmasına rağmen hiç böyle küçücük görünmezlerdi gözüme. Ben de küçüktüm ama o zamanlar, ondan herhalde dedim kendi kendime.
Salondan, kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa doğru yürüyen annemi izledim sessizce...
Saçlarını bile tarayamamıştı aceleden...
Mutfağın aralık duran kapısını iterek içeriye girdi.
Yardım etmek için ardından ilerledim.
Hiç bir şey yoktu ki; ne yiyecektik!
Mutfak dolapları bile bomboştu. Boş gözlerle mutfağın boş dolaplarını seyrettim. Sadece tozdan rengi seçilmeyen ceviz rengi formika kocaman masa orta yerde tüm mutfağın hakimi gibi duruyordu, bir kenarı duvara dayalı. Burda ikimizden biri fazla, fazla olan da sensin, der gibi...

Green and Purple Chair - Daniel Nq

 

Aldırmadım ona, yanından geçerek cama doğru yürüdüm. Camı açıp sokağı seyretmek istedim; tıpkı çocukluğumda olduğu gibi... Pencerenin tahtaları şişmiş olduğundan iki kanadı birbirinden ayırmakta zorlandım. Hızlı bir çekişle onları birbirinden ayırırken toz toprak gözlerime doldu. Yaşaran gözlerimi işaret parmağımın tersiyle sildim. Başımı camdan dışarı uzattım.
Sokağı daraltmışlar küçücük bırakmışlar, diye söylendim sinirle. Mahalledeki tüm evler aynı yerlerinde dururken bunu nasıl başarmışlardı acaba?


Kendi kendime söylenerek mutfaktan tekrar  hole döndüm. Gözüm banyo kapısına ilişti. İçerdeki yoğun küf kokusu banyodan geliyordu sanırım...


Annemin “Hadi kızım, acele et!” diye seslendiğini duydum. Haklıydı;  vakit gittikçe daralıyordu. Banyodan fırlayıp yattığım odaya doğru ilerledim. Hızla hazırlanmalıydım.
Alelacele önlüğümü giymeye çalıştım. Önlüğüm başımla dirseklerim arasında bir yerlere takılmış kalmıştı sanki. Aşağıya inmiyordu bir türlü. Yaşadığım o an ki öfke ve gerilimle sağını solunu çekiştirmeye başladım.


Tanrım bu önlük küçülmüş müydü ne? Yoksa ben mi büyüyordum!


Üzerimdeki ceketi çekiştirdiğimi farkettim birden. Odanın ortasında şaşkın şaşkın durdum bir süre... Çocukken yattığım yatağım ve üzerinde ders çalıştığım eski bir masa hala oradaydı; uygun görerek koyduğumuz yerlerinde.
Bir de ben vardım, ayakta ve ürkmüş! Durmak istemedim daha fazla. Sessizce kapısını kapattım o küçük odanın ve çıktım. Ağabeyimi gördüm salonun kapı aralığından. Boylu boyunca yere uzanmıştı nedense... Kapıyı hızla itince ağabeyim yüzünü buruşturdu.
Eyvah! Ayağını mı ezdim acaba?
Canının acıdığını düşünerek gözlerimi yumdum sıkıca. Ardından kapıyı hafifçe ittirerek içeri girdim. Kapının ardında saklanan tüm tozlar havalanıverdiler ansızın ve tekrar ağır ağır odanın her bir köşesine serildiler; zeminin her köşesi bize ait der gibi. Yere inişlerini izledim. Ağabeyim gitmişti ve salonda bir tek eşya bile yoktu. Hepsi atılmıştı.
Anılar gibi... Sadece içimizde bir yerlerdeydiler artık...
Birden gözüm saate ilişti. Otobüsün kalkmasına ne kadar da az zaman kalmıştı. Oyalanmamalıydım!
Hızlı hızlı kapıya doğru yürüdüm ve son bir kez daha içeri bakmak için geri döndüm. Kapının tam eşiğindeydim tekrar şimdi. Kararmış duvarlara, tozdan renkleri anlaşılmayan yerlere baktım.
Ev ayak izlerimi anında kapatmıştı sanki. Bana ait hiç bir iz yoktu. Yerin taşları aynı toz tabakasıyla kaplıydı.
Annemin sesini duydum tekrar:
“Hadi acele et, geç kalacaksın! Zil çalmak üzere neredeyse!”
Çıkmalıydım evden, çok çabuk! Geç kalacaktım... Gelişim, sözleri sakladığı deliklerinden dışarı çıkarmıştı adeta.
Gitmeliydim!

sessiz evler sessiz insanlara benzer.
zamanın birinde seslerle doludurlar
akıp giden zamanla 
umut ve neşe ağır ağır tükenir
sesleri de beraberinde götürür
açık yeşile boyanmış duvarlar
içindeki yaşama isteği tükendikçe
solar
geçmişin solması gibi resimlerde
ağırlaşmış tütsü kokar her bastığın zemin
çürük
için gibi
yıkılan gövden gibi
konuşmak ister
susmak zorunda olduğunu bilir.

Hızla dışarı çıktım, kapıyı sertçe çektim, gittim.

 

Aylin Yabanoğlu

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile