• icon Paltolar ve Cübbeler
  • icon Her Bahar Geldiğinde
  • icon Narsisizm; Yalnızlığın Sidikli Kontesi

Her Zamanki Gibi

 

 

 

Yaşam her zamanki gibiydi onun için; yaşamanın oldukça sıradan olduğunu düşünen ama ona karşı temkinli olmayı asla elden bırakmayan biriydi. En basit işi yapmadan önce bile havayı iyice koklardı. Bazıları korkaklık diye nitelendirirdi onun bu temkinli oluşunu. Onların bu sözlerine aldırış bile etmezdi, çünkü büyük adım atmak, büyük riskler taşırdı içinde. Kendisinin her zaman kaybedecek bir şeyleri olduğunu düşündüğü için riskli işleri de pek sevmezdi. Temkin, hayatının her safhasında kendini gösterirdi. Evlenirken bile bu, böyle olmuştu. Aylarca düşünmüştü. Herşeyi ince eleyip, sık dokumuştu. Gözünden kaçan hiçbir şey olmamasına o kadar özen göstermiştiki evleneceği kız bile isyan etmiş ve rest çekmişti en sonunda. Onu ikna etmek günlerini almıştı ama bu bile hayata temkinli yaklaşmaktan alıkoyamamıştı onu.

Kendisini mantık adamı olarak değerlendirirdi. O kadar mantıklıydıki bir ara insan değil miyim acaba diye bayağı şüphelenmiş, kendini diğer insanlarla iyice mukayese ettikten sonra mukayeselerden istediği neticeyi alamayınca, bunu sürekli gittiği doktoruna bile sormuştu, onun kendisine alaycı bakan bakışlarına bile aldırmadan. En sonunda da kendisinin gerçek bir insan ve mantığın insana en çok yakışan durum olduğuna karar vermişti.

Doktora da sıkça giderdi ve düzenli kontrollerini yaptırırdı; sağlık konusu en mühim konulardan biriydi onun için. Bazen tanıdıkları, bu kadar ince eleyip sık dokumakla hayatı kaçırıyorsun derdi. Onlara gereken cevabı hemen verirdi. Kendisini böyle mutlu ve güvende hissediyordu. Bu huyu edinmesine sebep annesiydi. Annesi ona hep, aman oğlum çok dikkatli ol, adımlarını yere sağlam baski kimse kaydıramasın, derdi. Kadıncağız genç yaşta dul kaldığı için, kadın başına çok savaşlar vermişti hayatla. İki çocuğunun ikisini de okutmuştu. İş hayatı nedir bilmezken çalışmak zorunda kalmıştı. Çok sıkıntılar çekmişti. Bu yüzden annesinin kendisine hissettirdiği bir sorumluluk duygusu hep olmuştu içinde yaşamı boyunca.

Bir kız kardeşi vardı, o da okulunu bitirdikten sonra hemen evlenmiş, üç çocuk doğurmuş, onları büyütmeye kendini adamıştı. Kızkardeşinin evliliğinden kısa bir süre sonra, kendisi de birini sevmiş ve onunla evlenmişti. Evlendikten sonra ise ailesini geçindirmek durumunda kaldığından ve güvenecek kimsesi de olmadığından canla başla çalışmıştı hep. Hayat kendisini sıkıştırdıkça, adeta bir savunma mekanizması geliştirir gibi temkinliliği de eklemişti, sorumluluk duygusunun üzerine. Kimseye sırtını dahi dönmemeyi öğrenmişti. Biri kendisine gülümseyecek olsa "Acaba ne istiyor?" diye düşünmeye kadar işi vardırmıştı. Bu yüzden de iş hayatı dışında oldukça yalnızdı ama bu durum onu hiç de rahatsız etmiyordu. Şüphe ile yaşayacağına yalnız olmayı tercih ederdi. Hayatta kaçırdığı hiçbir şey olmadığına ve hayatın asla başka bir görüntüsü olmadığına daha çok inanır olmuştu. Hayat boyu çalışıp, sonra da bir gün ölüp gidecek ve her şey o anda bitecekti. Bütün yapılanlarda boşa gidecekti sonunda.  Ama hayat bu değil miydiki zaten. Arada da başı sıkıştığında tanrıyı hatırlar iki üç dua eder, sonra da sıkıntısı geçtiğinde unutur giderdi. İnsan da bu değil miydiki zaten.

O sabah gene her zamanki gibi evinden çıkmış, arabasına binmiş, işine gidiyordu, birden nerden çıktığını, nasıl geldiğini anlayamadığı ve daha önce de kesinlikle görmediği bir arabayla burun buruna geldi. Bir ses duydu sadece. Sonrasını ise hiç bilmiyordu. Tek bildiği arabanın dışında durumu inceler vaziyette kendisini bulmasıydı. Arabasının ön kısmı adeta yoktu, diğer araba da farksız görünmüyordu. Demekki kendisine çarpan araba o kadar  hızlı gelmiştiki, iki araba da böyle iki yarım araba haline dönüşmüştü. İkisini toplasan ancak bir araba edebilirdi. Maddenin gücüne hayran kaldı o an. Nasıl da büyüyüp küçülebiliyordu böyle. İçinden bu duruma sebep olan diğer şöföre kızmak geldi; hızlı hızlı diğer arabanın sürücü koltuğunu arandı ama araba öylesine kötü vaziyetteydiki sürücünün başını kenardan ancak seçebildi. Galiba çok ağır yaralıydı, belki de ölmüştü.

"İşte!" dedi. "Temkinli olmanın faydaları." 

Kendisini bir kez daha tebrik etti. Kaza yüzünden etraf kalabalıklaşmıştı. İnsanlar her zamanki gibi bir olay gördüklerinde nasıl toplaşırlarsa öyle toplanmışlardı; karıncaların bir ekmek kırıntısının etrafına toplaşmaları gibi. Ambulans ve polis çağırın sözlerini duyuyordu. Birilerinin cep telefonlarından ambulans ve polis çağırdıklarını duydu. Neyse en azından boş boş izlemiyorlar diye düşündü. Kazadan dolayı kendisini sersemlemiş hissettiğinden, ambulans ve polis çağırmak aklına bile gelmemişti. "İyi oldu bu!"dedi. Kimseyle konuşacak hali yoktu. Allahtan kimse de kendisine bir şey sormuyordu. Böyle zamanlarda meraklı insanların soru sorduklarını çok görmüştü; bu da onu çok sinirlendirirdi. Ambulans ve polis arabası olay yerine çok çabuk gelmişti; bu duruma kendisi de çok şaşırdı. Sessizce bir kenarda durdu ve yaralıların arabalardan çıkarılışını izledi. Öylesine bakıyordu. Birden kendi arabasından çıkartılan kişinin kim olduğunu anlamaya çalıştı. Arabada yalnız olduğunu hatırlıyordu.Yolda durup bir tanıdığını arabasına alıp almadığını düşündü ama hatırlayamadı. Çarpmadan hafızasını kaybetmişti galiba.

Birinin " Yazık! Galiba ölmüşler; ne kötü bir kader! " dediğini duydu.

Ona hak verdi. "Yazık!" dedi o da; bunu söyleyen kişiye katıldığını belli edercesine başını öne doğru bir  kaç kez salladı. Tam o anda ambulans şöförünün telefon ettiğini duydu. Galiba başka bir araç çağırıyordu cenaze işlerinden. Arabasına kimi aldığını düşündü tekrar ama sonuç alamadı bu düşüncesinden. O arada arabaları çekmek ve trafiği daha çok aksatmamak için çağrılan çekici de olay yerine gelmişti. Polisten tutanağın bir suretini istedi ama o başka birinin sorduğu soruya cevap veriyordu; kendisini duymadı. Daha yüksek bir ses tonuyla seslenmeye hazırlanıyorduki, birden bütün araçların ve bütün insanların gitmiş olduğunu farketti. Kafası karıştı, anlam veremedi ilk anda. Ne oluyordu böyle. Herşey ne kadar hızlı gelişmiş ve sonuçlanmıştı. Bir sessizlik çökmüştü adeta etrafa. İlk farkettiği havanın ne kadar güzel olduğuydu. Sonra kaldırımda yürüyordu; yeri incitmekten korkarcasına hafif adımlar atıyordu. Ağaçlara baktı ve çok şaşırdı. Bu nasıl bir şeydi böyle; madde biçim mi değiştirmişti gene. Her şey inanılmazdı, sanki yağmur gibi sevgi akıyordu gökyüzünden yeryüzüne. Bütün renkler dansediyor gibiydi. İçine bir heyecanın yerleştiğini farketti. Bugün çok güzel bir gündü. Kötü başlamıştı ama birden bir mucize olmuş gibi güzelleşmişti. İşe gitmemeye karar verdi o an. Kendi kendine sessizce bir şarkı mırıldanmaya başladı. Söylediği şarkının melodisi sokaklarda yankılandı. İnsanların ona gülümsediğini farketti, o da gülümsedi. Kimsenin kimseden bir beklentisi olmadığını iliklerinde hissetti ilk kez. İnsanların gözlerinde o ana kadar görmediği ve asla tarif edemeyeceği bir parlaklık ve ışıltı gördü. İyiki şu kaza olmuş, hayata bakışımı değiştirdi yahu dedi kendi kendine. Tüm yaşamı boyunca beklediği an, işte bu andı. Böyle bir anı beklediğini bile bilmiyordu, o anı yaşayana dek. Hayatın başka bir yönü daha vardı. Doğasında hep varolan bu bilgiyi, o an farketmesine çok şaşırdı. Anlamlar anlamsızlaştı, değerler değersizleşti. Herşey bir bütünde toplandı.

Biliyorduki yaşam o sabah da her zamanki gibi devam ediyordu, tüm olağanlığıyla...

 

Aylin Yabanoğlu

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile