• icon Paltolar ve Cübbeler
  • icon Her Bahar Geldiğinde
  • icon Narsisizm; Yalnızlığın Sidikli Kontesi

Bir Kendini Bilme Sanatı; Astroloji

Yaşamın herhangi bir noktasında, içinizdeki "BEN" in kim olduğunu ve neden dünyada bulunduğunuzu sorduğunuzda, size bunun yanıtını verebilecek olan astroloji, bir sembol okuma sanatıdır. Kökeni Babil İmparatorluğu’ na kadar dayanan bu kadim bilim dalı, yüzyıllar boyunca krallara hizmet etmiş, doğa olaylarını öngörmeye yardımcı olarak gücün hizmetinde olmuştur.

Astrolojinin tarih boyunca gelişimi Antik Yunan Uygarlığınca devam etmiş, daha sonra ise bu bilimi Yunanlılardan öğrenen Arap alimleri, öğrendikleri bu bilimi geliştirerek astrolojinin matematiksel temellerini sağlamlaştırmışlardır. Bu süreç içerisinde halka da inen astroloji, insanların geleceği öğrenmeye duyduğu merak yüzünden kaybolmayarak, canlı kalmayı başarmış ve günümüze kadar ulaşabilmiştir.

17.yüzyıla kadar üniversitelerde bir ders olarak okutulan ve doğum anındaki gökyüzü konumuna göre horoskop çıkartılarak yorumlama yapılan ve yüzyıllar boyunca kehanet sanatı olarak kullanılan astroloji, 1781 yılında Uranüs’ ün keşfiyle sahip olduğu tahtını kaybetmiş ve gözden düşmüştür.

"Madem ki yüzyıllar boyunca kehanetlerde bulunan astrologlar herşeyi biliyorlardı da, o halde Uranüs’ü neden farketmediler, sistemde aksayan bir yön olduğunu neden anlayamadılar?" sorularıyla, astroloji o güne dek sürdürdüğü itibarını kaybetmiştir. Uranüs’ün keşfinin ardından Neptün ve Pluto’nun da keşfedilmesiyle, gözden düşmüş olan astroloji iyice yerin dibine girmiş, bir zamanlar astronomi ile birlikte anılırken, hatta iyi bir astronomi aliminin çok iyi astroloji bilgisine de sahip olması şart koşulurken, gözden düşüşüyle önce astronomiden, sonra da üniversitelerden dışlanarak cahil insanların eline düşmüş ve basit bir fal aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Astroloji bir nevi uykuya yatarak, karanlık düşler görmeye başlamıştır. Bir zamanlar tüm bilimlerin üzerinde tutulan astroloji,  "Astronomi kutsal bir anadır, astroloji ise, onun para getiren fahişe kızı…" şeklindeki aşağılayıcı sözlere muhatap olmak durumda kalmıştır.

Yeni çağın başlamasıyla birlikte Pluto gezegeni de Yay burcunda yol almaya başlamış, inançlar sorgulanır olmuş, daha önce sorulmaya korkulan sorular insanların ağızlarından dökülmeye başlamış ve insanın, kimlik arayışları sonucu kendini tanıma adına ruhsal olana doğru da yolculuğu başlamıştır. Bu süreçte özellikle de reformları, ani olanı ve aynı zamanda da yüksek teknolojiyi anlatan ve astrolojiyle de ilişkilendirilen Uranüs’ün Kova burcuna girişiyle, süregelen uykusundan astroloji de tüm insanlık gibi uyanmaya başlamıştır. Bu ana kadar bilgisiz insanların elinde, bilime ve gelişmeye karşı bir tehdit aracı olarak kullanılan astroloji, insanlığın maddede aradığını bulamayarak ruhsal temalara yönelmesiyle birlikte, bir kendini tanıma metodu olarak, Yeni Çağ’a uygun bir biçimde, bilim dünyasında kendine yeniden saygın bir yer arayışı içine girmiştir.

Düşünen, okuyan, araştıran ve kendini geliştiren 21.yüzyılın eğitimli insanlarının astrolojiyi farketmesiyle hızlı bir yükselişe geçen astroloji, yeniden kaybettiği tahtına oturacak mı bilinmez ama bir kendini tanıma aracı olarak astroloji, insanoğluna kapılarını sınırsızca ardına kadar açmaktadır.

Astroloji aslında bir göğe bakış aracı değil, göğe bakarak orda görülenlerin, semboller yardımıyla çözümlenmeye çalışıldığı bir kendine bakış aracıdır.

Yeni Çağla birlikte, geçmiş, gelecek ve şimdi kavramlarının sorgulanmaya başlanmasıyla, an kavramını en iyi astrolojinin ifade ettiği gözden kaçırılmaması gereken bir gerçektir. Şimdi kavramının farkındalığına varan insanoğlu, artık geçmişe vahlanıp gelecekten medet ummak yerine, şimdi ne yapabilirimi sorgularken, astrolojinin bu soruna getireceği yeni açılımlar, yeni çözüm yolları olacaktır

Astroloji ayrıca insanın kendisinin bile farkında olmadığı gündelik sorunlarıyla, çözümlenmesi tıbben de zor olan bazı gizlerinin çözümlenmesine yardımcı olması bakımından, psikoloji ve psikiyatriye çok fazla hizmet verebilecektir. Özellikle bilinçaltını okumakta zorlanan psikiyatri bilimi, rüyalar gibi kişinin doğum haritasındaki sembollere eğildiklerinde oldukça faydalı sonuçlar alabileceklerdir. Çağdaş psikolojinin üç büyük devinden biri olan ve analitik psikiyatrinin kurucusu İsviçre’ li psikiyatr Carl Gustav Jung(1875-1961), bu alanda yaptığı çalışmalarla astrolojinin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarılıp, tekrar hayata geçirilmesi için oldukça fazla uğraş vermiştir. Ama bütün bunlar astrolojinin saygınlığını yeniden elde etmesine yetmemiştir.

Bu tip çalışmaların Yeni Çağ’da, tıp alanında yardımcı tıp şekillerinden biri olarak daha fazla destek ve yer bulması ve astrolojinin karanlık ortaçağ anlayışından çıkarılarak yeni çağa uygun bir biçimde, çözümleyici ve şifalandırıcı bir şekilde kullanılması, astrolojik sembolleri çözümleyen bir çok astrolog tarafından şiddetle arzu edilmektedir.

 

Astroloji sembollerle konuşur.

Astroloji, çoğu insanın bildiği anlamda, ben İkizler burcuyum; ben bilgiyi ve onu aktarmayı severim, hazır cevabım, aynı zamanda espiritüelim, konuşmayı da severim ya da ben Aslan burcuyum, kükremeyi ve şov yapmayı severim, yaratıcıyım ve egom da güçlüdür şeklinde dar kalıplar içinde değildir. Doğduğumuz an gökyüzünde oluşan ve gezegenlerin adeta dans ettiği bir tablo vardır. Doğduğumuz an güneşin içinde bulunduğu burç, bizim güneş burcumuzdur. Güneş burcu bizim kimliğimizi nasıl ifade ettiğimizi, benliğimizi, babamızla ve otoritelerle olan ilişkilerimizi gösterir.

Ay'ın bulunduğu burç konumu, duygularımızın nerede yattığını, annemizle olan ilişkilerimizi, nasıl hissettiğimizi, ruhumuzu, duyarlılığımızı gösterir. Doğum haritamızdaki Venüs, bizim nasıl ilişki kurduğumuzu, nelerden hoşlandığımızı, nasıl paylaştığımızı ve nelere değer verdiğimizi gösterirken, Merkür, düşüncelerimizi nasıl ifade ettiğimizi, nasıl düşündüğümüzü, nasıl iletişim kurduğumuzu ve bilgiye nasıl ulaştığımızı anlatır. Mars ise fiziksel gücümüzü ve onu nasıl kullandığımızı, nasıl savaştığımızı, nasıl mücadele ettiğimizi ve kendimizi nasıl savunduğumuzu gösterir.

Satürn, Karmanın Lordu’dur. ‘‘ Ne ekersen, onu biçersin!’’ der.

Olgunlaşmanız yönünde sizi hangi derslerden geçireceğini, sizi nasıl disipline edeceğini, ne tür sıkıntılar ve acılar yaşatacağını, sizi ne şekilde kısıtlayıp sıkıştıracağını, bunların hangi yaşam alanlarında olacağını ve hangi yaşam alanlarını etkileyeceğini ve hangi alanlarda ektiklerinizi biçeceğinizi Satürn’ün doğum haritanızdaki konumundan öğrenmek mümkündür.

Peki nasıl gelişeceğiz? Bize, ne ve nasıl yardımcı olacak? Şans yüzümüze nerden gülecek? Hayatı nereye kadar ve nasıl keşfedeceğiz? İnançlarımızı nasıl oluşturacağız? Bu ise, Jüpiter'in desteği altındadır. Çoğu zaman koruyucu kanatları altında bizi saklarken, bazen de bazı olayları abartmaya yardımcı olur. Herşeyi olduğundan büyük göstermek gibi, bir eğilimi de vardır. Bize, şansın kapılarını açarken, şansa her zaman güvenmemeyi de öğretir.

Bütün bu gezegenlerin içinde bulundukları 12 ev (yaşam alanı) vardır, doğum haritalarında. Ve her bir yaşam alanı bir burçla ilişkilendirilmiştir.

1.ev Koç burcunun evidir ve bu ev bizim dış dünyaya gösterdiğimiz yüzümüz, fiziksel özelliklerimiz, maskemizdir. Bu evde yer alan gezegenler kişiliğimiz üzerinde etki sahibidirler ve fiziksel özelliklerimizi de belirleyici etkileri olacakdır. 1.evimizde Aslan burcu’nun bulunduğunu varsayarsak eğer, orda Satürn varsa Aslan burcunun görkemli sunuşu geri planda kalacak ve kişi dış dünyaya daha dikkatli yaklaşan, temkinli ve sert ifadeli biri olabilecektir.

2.ev Boğa burcunun evidir ve bu evde biz, değerlerimizi oluşturmayı öğreniriz. Gerek maddi, gerekse manevi değerlerimiz ve kendimize verdiğimiz değerler bu evin incelenmesinden ortaya çıkar. Eğer bu evde herhangi bir gezegen varsa değerlerimizi o gezegenin kanalları ile belirleyeceğiz demektir. Eğer bu evde Venüs varsa ilişkilerimiz kanalı ile değerlerimizi oluşturacağımız ve maddenin de değerlerimizi oluşturma yönünde pay sahibi olacağını söyleyebiliriz. Maddiyat gözönünde tutularak yapılan evlilikleri buna örnek olarak verebiliriz.

3.ev İkizler burcunun evidir ve bu evde biz yakın çevremizle iletişim kurmayı deneyimleriz. Bilgiye nasıl ulaştığımız, bu evde yer alan burcun özellikleri ile belirlenir. Eğer bu evde Akrep burcu yer alıyorsa, bilgiye ulaşma yolunda oldukça inceleyici, araştırıcı, adeta dedektif gibi çalışacağımız ve edindiklerimizi kendimizesaklamayı tercih edeceğimiz söylenebilir hatta yakın çevremiz üzerinde de aynı zamanda kontrol edici bir mekanizma da geliştirebiliriz.

4.ev Yengeç burcunun evidir ve bu evde biz yuvamızı, ailemizle ilişkilerimizi deneyimleriz. Aynı zamanda bilinçaltımızın oluştuğu evdir. Çocukluk yıllarımız bu evde şekillenir. Geçmiş bu evin temalardındandır. Örneğin bu evde Ay bulunuyorsa ailede annenin güçlü olduğunu ve çocukluk yıllarında çocuğun annesiyle daha yakın(bu fiziksel de olabilir) ilişki içinde olduğunu ve kişinin aile değerlerine bağlı biri olduğunu gösterir.

5.ev Aslan burcunun evidir ve bu evde rahatlamayı, hobilerimize zaman ayırmayı, çocuklarımızla iletişim kurmayı ve hayattan zevk alacağımız şeyleri deneyimleyeceğimiz söylenebilir. Bu ev kanalı ile aşık olur, flört ederiz. Bu evde yaratırız ve kendimizi sahneye çıkartırız. Örneğin bu evde Boğa burcu yeralıyorsa kişi rahatlamak için para harcayabileceği hobiler edinebilir, yemeyi içmeyi ve bedensel zevkleri tercih edebilir. Veya kişi bir sanat dalıyla ilgilenip bu alanda somut eserler üretebilir.

6.ev Başak burcunun evidir ve bu evde hizmet etmeyi deneyimleriz. İş ortamımızda nasıl davrandığımız, iş arkadaşlarımızla ilişkilerimiz ve sağlık konusuna gösterdiğimiz özen bu ev den anlaşılır. Bu evde eğer Mars yer alıyorsa bütün enerjisini işte harcayan biri olabiliriz ya da iş ortamında oldukça agresif, çatışmaya açık ve hırslı bir kişilik sergileyebiliriz. Veya iş ortamımızda kesici alet ya da silah kullanarak çalışan biri de olabiliriz.

7.ev Terazi burcunun evidir ve biz bu evde ilişkileri, evliliği, yakın dostlukları, hatta iş ortaklıklarını deneyimleriz. İkili ilişkilerde nasıl davrandığımız bu evin temaları içindedir. Düşmanlarımızla ilişkilerimiz de bu evin temalarındandır. Eğer bu evde Yengeç burcu yer alıyorsa, ilişki kurarken içe kapalı bir davranış sergileyebilir, hemen diyaloğa geçmeyebilir daha sonrasında güven sağlandığında eşimiz ya da ortağımıza oldukça anaç bir tavır takınabiliriz.

8.ev Akrep burcunun evidir ve biz bu evde ortak paylaşımları, seksi, ölümü ve krizleri deneyimleriz. Bu evde boşalırız. Ve bu konularda çeşitli krizler yaşayarak dönüşürüz. Ayrıca okült konular bu evin temaları arasındadır. Eğer bu evde Oğlak burcu yeralıyorsa kişi sürekli bir şeyleri bastırmak zorunda kalan, kısıtlanma içinde kaldığından enerjisini rahat boşaltamayan bu yüzden de özellikle de cinsel problemlerle karşı karşıya kalabilecek biri olabilir. Bu ev bize bırakılan mirası da gösterir. Oğlak burcu kısıtlanmanın burcu olduğu için ve Satürn yönetiminde olduğu için miras kanalı ile bize herhangi bir değer kalmayacak ya da gecikmeli olarak bu değerlere ulaşacağız demektir.

9.ev Yay burcunun evidir ve biz bu evde ülkemizden çok uzaklardaki kültürleri, inançları, felsefeleri deneyimleriz. Yabancı ülkelere seyahat de bu evin temaları arasındadır. Eğer Güneş haritanızda bu evde yer alıyorsa, muhtemelen bu konularla tüm yaşamınız boyunca iç içe olacak, sık sık yabancı ülkelere gidebilecek ve hatta belki yabancı bir ülkede yaşamak durumunda kalabileceksiniz.

10.ev Oğlak burcunun evidir ve bu evde biz kariyerimizi gerçekleştirmeyi deneyimleriz. İşimizde yükselmek, ün sahibi olmak, tanınmak ve otoritelerle nasıl ilişki içinde olduğumuz bu evin temaları arasındadır. Bu evde eğer Terazi burcu yer alıyorsa, kişi iş hayatında diplomatik davranışlar sergileyebilecek ya da sanatsal çalışmaları ile veya yaptığı evlilikle toplum önünde yer alabilecektir.

11.ev Kova burcunun evidir ve bu evde biz gruplarla ilişkilerimizi, ideallerimizi, umutlarımızı belirleriz. Bu evde yüksek idealleri, üstün değerleri olan ve toplumdan bir adım önde giden bir gruba ait olmanın mutluluğunu yaşarız.Bu evde eğer Merkür yer alıyorsa, fikirleriniz büyük oranda gruplar içinde beslenecek, zihniniz sürekli idealleri gerçekleştirme yönünde çalışacak hatta bu uğurda bıkmadan yazıp çizeceksiniz demektir.

12.ev Balık burcunun evidir ve bu evde biz gelişimimizin sonunu yaşarız. Herşeyi bıraktığımız ve Tanrı’yla bütünleştiğimiz evdir. Aynı zamanda Tanrı’yı ararken karşımıza çıkan bilinçaltımızdır. Gizli saklı olan herşey bu evde yer alır. Bu evde hayallere dalar ve bu evde hayalkırıklıkları yaşarız. Bu evde eğer Ay varsa, annemizi bizi doğururken kaybetmiş olabiliriz.Yahut annemiz çok sıkıntılar çekmiş olan, mutsuz ve kaos içinde kendini çocuklarına adamış ve hatta yaşamını çocukları için feda etmiş ve kendini kurban durumuna düşürmüş bir anne olabilir. Veya annemiz bizi bırakıp gitmiş olabilir, bu yüzden bilinçaltımızda derin hayal kırıklıkları taşıyan biri olabiliriz.

1.ev Kişilik Evi olarak adalandırılırken, yöneticisi Mars'dır. 2.ev Para Evi ve yöneticisi Venüs’dür, 3. ev İletişim Evi ve yöneticisi Merkür’dür, 4. ev Yuva Evi ve yöneticisi Ay’dır, 5.ev Çocuklar Evi ve yöneticisi Güneş’dir, 6.ev Hizmetçiler ya da Hizmetkarlar Evi ve yöneticisi Merkür’dür, 7.ev Evlilik Evi ve yöneticisi Venüs’dür, 8.ev Ölüm ve Krizler Evi ve yöneticisi klasik astrolojide Mars, modern astroloji de Mars ve Pluto’dur, 9.ev uzak yolculuklar evi ve yöneticisi Jüpiter’dir, 10.ev Kariyer Evi ve yöneticisi Satürn'dür, 11.ev Arkadaşlıklar ve Umutlar Evi ve yöneticisi klasik astrolojide Satürn, modern astrolojide ise Satürn ve Uranüs’dür, 12.ev ise Sıkıntılar-Sorunlar Evi ve yöneticisi de klasik astrolojide Jüpiter, modern astrolojide ise Jüpiter ve Neptün’dür.

Bu evlerde çeşitli şekillerde konumlanmış gezegenler, bulundukları evlerde ya da yaşam alanlarında kendilerini ifade etmeye çalışırken, bazısı birbiriyle olumlu ve birbirini destekler ilişki halindeyken ya da güç birliği yapmışken, bazıları ise birbirine zıt durumdadır. Bazısı sürekli çatışırken, bazıları ise birbirini hiç görmemektedir bile. Bu iletişim hali astrolojide açılarla belirlenir.

Astrolojide ana açılar birleşim, kare, 60 derecelik açı, 120 derecelik açı, 180 derecelik açı olmak üzere 5 tanedir. 60 derece ve 120 derecelik açılar uyumlu açılar olarak kabul edilirken 90 ve 180 derecelik açılar uyumsuz olarak kabul edilirler. Birleşim açısı kendine özgü nitelikleri olan bir açıdır. Çünkü birleşimde bir gezegen, bir veya birkaç gezegenle güçlerini birleştirmektedir. Bu durum daha güçlü olan gezegenin daha güçsüz olan ya da olanların enerjisini kendine çekerek hatta onu ya da onları yiyerek güçlenmesine yol açabilecek ve yenilen gezegenin ya da gezegenlerin kendini sağlıklı ifade etmesi de mümkün olmayacaktır. Ama bazı eşit güçteki gezegenlerin birleşiminden de hoş sonuçlar ortaya çıkabilecektir. Merkür’le Venüs’ün birleşimi hoş kombinasyonlar doğurabilir. Merkür nötr bir gezegen olduğundan herhangi bir gezegenin doğasını bozabilecek forma sahip değildir. Venüs ise sevgi ve aşk gezegeni olduğu için Merkür’le birleşiminde kişiye sözlerini güzel bir şekilde ifade etme gücü verebilecektir. Herhangi bir tartışma arenasında bile yıpratıcı ifade tarzlarından kaçınabilecek ve Venüs’ ün doğası gereği özünde bulunan diplomatik tarzı, kişi sözleriyle daha belirgin ifade edebilecektir. Tabii kişinin aklı fikrinin de aşk ve sevgi de olması olasılığı da vardır. Ayrıca bu kombinasyon bilgiyi paylaşmak gibi bir tarzda da çalışabilecektir.

Satürn ve Venüs birleşimini ele alırsak, Satürn gibi sert ve güçlü bir gezegen, Venüs gibi yumuşak ve hassas bir gezegenle birleştiğinde Venüs’ün tüm özelliklerini yok edecek, onu kendisine tabi kılacaktır. Bu durumda da sevgi ve aşk gezegeni bir zorbaya dönüşebilecek, Venüs’ün rahat ve akıcı ilişki kurmasını engelleyebilecek, kişinin ilişkilerde korkuları olabilecek ya da kişi kariyerine faydalı olacak her türlü ilişkiye samimiyetsiz bir şekilde girebilen biri de olabilecektir.

Tali açılardan önemlileri 135 derece ile 150 derecedir. İkisi de içlerinde gerilim yüklüdürler ama diğer sert açılar gibi kendilerini direkt göstermezler ve bu gerilim daha çok kişinin iç dünyasında onu sinsi sinsi kemiren bir kurt gibi çalışır dururlar. Kişinin hayatında ciddi ve önemli bir olay patlak verdiğinde ancak, kişi bu gerilimi farkedebilir.

Gezegenlerin doğum haritasına göre birbirleriyle yaptıkları açılar, kişinin kendi içerisinde ne kadar uyumlu ya da ne kadar huzursuz olduğunu belirler. Uyumsuzluklar kişide içsel olarak ciddi krizlere yol açabilirken, uyumlu açılar enerjilerinin ne kadar rahat aktığını bize gösterirken, bazen de uyumlu açılar gelişimi engelleyici olarak da çalışabilirler. Kişiyi içsel olarak zorlayıcı herhangi bir etki olmadığında kişi pasifize olabilecek ve sakin bir şekilde yaşayıp gidebilecektir. Haritasında uyumsuz açıların fazla olduğu çok başarılı kişiler, sıkça görülmektedir.

Uyumsuz açılar, kişinin hayatında sürekli kendisine çektiği çatışmalı olayların habercileridir. Eğer kişinin doğum haritasında Güneş Aslan burcunda ve Ay Akrep burcunda ise iki sabit burç arasında kare açı oluşacağından, bu açı kişi için anne ve babanın çocuk tarafından sürekli çatışma içinde ve uyumsuz olarak algılandığını gösterir. Hatta belki de bu çatışmalar anne ve babanın ayrılığı ile sonuçlanacaktır. Ayrılıkla sonuçlanmasa bile çocuk baba modeli ile kendi kişiliğini, anne modeli ile de ruhunu ve duygusal davranış kalıbını oluşturacağından iç dünyasında sürekli çatışan iki önemli sesle büyüyecek ve bu çatışmayı ifade etmek için bilinçsizce bazı olayları kendisine çekecek ve bu kriz durumu, kendisi için bir yaşam biçimi haline gelebilecektir. Aslında kare açı gibi zorlu açılar kişiyi yıpratırken aynı zamanda bir enerji santralı gibi sürekli enerji üretecek ve bu kişi diğer insanlardan daha fazla itilim duyacak, bu durumda sürekli bir gelişim içinde olmasına sebep olabilecektir. Gerilimli açılar özellikle sabit burçlarda daha fazla tahribata yol açabilir. Çünkü sabit burçlar varolanı korumaya yönelik hareket ettiklerinden dolayı değişime daha fazla direnç gösterecekler ve bu durumda da sinirsel olarak daha fazla tahribata uğrama ihtimalleri yüksek olacaktır. Gerilimli açılar, değişken burçlarda daha rahat karşılanır çünkü değişken burçlar doğaları gereği esneme kabiliyetine sahiptirler.

Bazen bazı gezegenler, doğum haritasında bulundukları konumları yüzünden, kimliğinizi yani Güneş’ inizi rahat ifade etmenizi önleyici durumlar yaratabilirler. Örneğin Güneş’iniz Aslan burcundayken, Mars yengeç burcundaysa, bir Aslan gibi kükremezsiniz, savaşınızı verirken. Bir Yengeç gibi içinize çekilir, kendinizi korumaya alır, duygusallaşır, saldırıya değil savunmaya geçer, için için öfkelenip kızgınlığınızı dile getiremezsiniz ve sonuçta ya ani öfke patlamaları yaşar, ya vur kaç yapar ya da hayattan geri çekilip depresyona girersiniz. Ya da her saldırıyı sadece size karşı değil ailenize karşı yapılmış bir saldırı şeklinde algılayabilirsiniz veya ailenizi ve aile değerlerinizi korumak sizin hayat amacınız haline gelebilir. Bu durumda da Mars’ınızı sağlıklı ifade edemezsiniz. Bu da sosyal bir burç olan ve kendini sahnede hissetmekten mutlu olan Aslan kimliğinizi sağlıklı bir şekilde ortaya koyuşunuzu veya yaratıcılığınızı verimli bir şekilde ifade etmenizi engelleyebilir.

Astrolojide gezegenlerin bulundukları burç itibariyle yüceldiği ya da alçaldığı gibi bir durumdan sözedilir. Örneğin Mars, yöneticisi olduğu ateş elementinden Koç ve su elementinden Akrep burçlarında doğal enerjisini rahat bir şekilde ifade ederken, Mars’ın Oğlak burcunda olması durumunda bu burçta yüceldiği varsayılır. Çünkü Oğlak burcu disiplini sembolize ettiğinden, Mars burada enerjisini kontrollü olarak kullanabilecek ve hedefine sabırla çalışarak ulaşması da mümkün olacaktır. Ya da Ay’ın doğal yöneticisi olduğu Yengeç burcunda kendini daha rahat hissetmesi durumuna bir bakacak olursak, bu durumun çocuğun anne ile sağlıklı, sevgi ve şefkat dolu bir ilişkinin göstergesi olduğu ifade edilir. Astrolojide, doğum anında Boğa burcunda bulunan Ay’ın konumu, Ay’ın yüceldiği durum olarak kabul edilir. Anne çocuğunun bütün fiziksel ihtiyaçlarını karşılamakta ve çocuğuna yediği önünde yemediği ardında, her ihtiyacı anında hizmetinde şeklinde, lükse ve rahatlığa düşkün Boğa burcunun standartlarında davranacaktır. Şahsi görüşüm gezegenlerin yöneticilerinin dışında bulunması durumunda alçalma ya da yücelme durumu diye bir şey olmadığıdır. Örneğin doğum anında Mars’ın Oğlak burcunda olması durumunda atılgan ve ateşli Mars enerjisi sıkıştırılacak ve zaman içinde bu enerji belki kişiye başarıyı getirecektir ama Mars’ın doğasının gerektirdiği şekilde boşaltılamadığı için kişiyi sinirsel ya da fiziksel olarak tahrip edebilecektir. Ya da Ay’ın Boğa burcunda olması durumunda, sahiplenici ve varolanı korumaya yönelik maddi bir burç olan Boğa'da çocuk annenin sahipleniciliğinden kurtulamayacak ve annesinin eteklerinden ayrılmak istemeyen ve büyümemekte direnen bir ruh halini ömrü boyunca taşıyabilecektir. Bu da, zamanı geldiğinde kabuğundan çıkarak, yetişkinliğe adım atmayı sağlayan Yengeç burcu özelliği ile çelişecektir.

 

 

 

Ferkettiğiniz an da, çözüme giden yolu bulmuşsunuz demektir.

Ve bütün bunlar olurken iç dünyanızda, bir de kendinizi dış dünyaya nasıl göstereceğiniz sorunu vardır. İnsanlar sizi nasıl görür, onlara nasıl bir yüz sunarsınız, bütün özelliklerinizi nasıl bir maske arkasına saklarsınız..?

İşte, doğduğunuz anda ufuktan yükselen burç, sizin maskeniz yani yükselen burcunuzdur. İçinizdeki çeşitli parçalar, maskenizle ne kadar uyumlu? İç dünyanızdakileri dış dünyaya aktarırken ne tür sorunlar yaşıyorsunuz? Ne kadar bütünsünüz, ne kadar parçalanmış?

Yükselen burcumuzun varlığı bizim içimizdekileri ortalığa saçmak istemediğimiz ve dış dünyaya karşı takındığımız bir tavırdır. Hayata karşı duruşumuzdur. İnsanlar sizin onlara gösterdiğiniz yüzle sizi bilirler, iç dünyanızda neler olduğunu, içinizi dökmediğiniz sürece anlayamazlar ve yükselen burcunuza göre sizi bir yere oturturlar. Bu, bazen iyiyken bazen de olumsuz sonuçlara sebebiyet verebilecektir. Sizi ilk göründüğünüz hale göre değerlendiren insanlar, daha sonra ortaya çıkan diğer yönlerinizi anlamakta ve kabullenmekte zorlanabileceklerdir. Bu sizin rol yapıyormuş gibi algılanmanıza da sebep olabilecektir. Bu durum özellikle, farklı elementlerde bulunan yükselen burç ve Güneş burcu arasında daha belirgindir.

Haritanızdaki baskın olan element ve nitelik de sizi tanımlayan bulmacanın eksik parçalarındandır.

Astroloji insan kimliğini ifade etmekte dört çeşit faktörden sözetmektedir. Bunlar, yaşam formunun da oluşması için gerekli olan hava, su, toprak ve ateş elementleridir.

Hava elementi kova, ikizler ve terazi burçlarıyla ilişkilendirilir ve bu burçlar kendi özlerini ifade ederken düşüncelere odaklanmışlardır ve kendilerini ifade ederken sözsel iletişimi tercih ederler. Hava elementinde duyguların varlığından sözetmek anlamsız olur. Özellikle de somut kavramlardan ziyade soyut kavramlar kendilerini ifade ederken seçtikleri yoldur. Duyguları bile sözlerle ifade ederler. Sezgisel olarak kendilerine aktarılan bilgileri ve ifadeleri anlamakta zorluk çekerler. Hatta farketmezler bile… Bu burçlara göre duyguların rasyonel bir açıklaması mutlaka vardır.

Ateş elementi koç, aslan ve yay burçlarıyla ilişkilendirilir ve bu burçlar kendilerini daima eylem yoluyla ifade ederler ve bu eylemi oldukça coşkulu ve canlı bir şekilde yaparlar. Bu yüzden, hava elementi mensubu burçlar gibi zapt edilmesi oldukça zor burçlardandır. Bu element mensupları için birey olmak önemlidir. Enerjilerini sürekli yapmak için harcadıklarından doğal olarak kimlik duyguları fazla gelişmiştir.

Su elementi yengeç, akrep ve balık burçlarıyla ilişkilendirilir ve bu burçlar da kendilerini duygular ve sezgiler kanalıyla ifade ederler. Bu burç mensuplarının hassasiyeti, duygular üzerinde çalıştıkları için doğal olarak çok yoğundur. Her olaydan çok çabuk ve çok fazla etkilenme ve ruhsal karmaşalar yaşama bu element mensuplarında sıkça görülmektedir. Bütün bu karmaşaların bir hediyesi olarak da en derindekini bile sezebilme kabiliyetine sahiptirler.

Toprak elementi ise boğa, başak ve oğlak burçlarıyla ilişkilendirilir ve bu burçlar maddeye ve doğal gerçekliğe, elle tutulur olan herşeye aşırı vurgu yaparak kendilerini ifade ederler. Özellikle madde ile ilişkilendirilen şeylere sahip olmak, bu alanlarda hizmet etmek ve bu yolla kendini güvende hissetmek dürtüsü, bu element mensuplarının kendilerini ifade etme yoludur. Bu yüzden daha fazla çalışmak ihtiyacı duyarlar. Özellikle hizmet sektöründe başak burçlarının önemi yadsınamaz.

Doğaları itibariyle ateş grupları hava grupları ile toprak grupları da su grupları ile uyumludurlar. Ama asıl uyum derecesi doğum haritalarının incelenmesi ile belirlenir. İki burç arasında element olarak uyumsuzluk bulunsa bile Ay burçları uyumlu olan kişiler ruhen çok iyi anlaşabilirler. Özellikle arkadaşlık ilişkilerinde Ay’lar arasında uyum olması gerekmektedir. Haritalar arasında destekleyici bir kaç uyumlu unsur daha bulunması ilişkiyi sağlamlaştırabilecekken, destekleyici başka bir unsur olmaması ilişkinin fazla derinleşmeden bitmesine sebep olabilecektir.

Doğum haritasında bir elementin belirgin bir şekilde eksikliği varsa, kişi bazen, bu elementi güçlü olan kişilerle bu eksikliği dengeleme yoluna da gidebilecektir.

Niteliklere gelirsek; mevsimleri başlatan burçlar, öncü niteliğe sahip burçlar olarak tabir edilir. Yeni bir şeye başlarken, ilk harekete geçen, inisiyatifi elinde tutmak isteyen ve daima önde gitmeyi tercih edenler öncü burçlardır. Bunlar Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak burçlarıdır. Bu burç mensupları her zaman bir adım önde giderler ve hep bir şeyleri başlatma halindedirler.

İkinci nitelik, sabit niteliktir. Mevsimlerin ortalarını sembolize eder. Sabit burçlar Boğa, Aslan, Akrep ve Kova burçları olup, varolanı koruma ve sağlamlaştırma yolunda çaba harcarlar. Varolanın devamlılığını sağlama, bu nitelik mensubu burçlara ait bir özelliktir. Bu yüzden sahip olduğuna da sıkı sıkı sarılarak aşırı bir bağlılık gösterebilirler.

Üçüncü nitelik ise, değişken niteliktir. Mevsimlerin bitişini sembolize eder. İkizler, Başak, Yay ve Balık burçları değişken nitelikte burçlar olup, değişime adapte olabilme, uyum sağlama ve esneme yeteneğine sahip burçlardır. Yaşamda ki değişen şartlara en rahat uyabilenler ve daha az yara alarak değişimi gerçekleştirenler değişken nitelikteki burç mensuplarıdır.

Doğum haritasında hangi element ya da niteliğin daha baskın olduğu, güneş ve yükselen burcunuz da dahil olmak üzere gezegenlerin haritanızdaki konumlarına göre hesaplanır. Bu yüzden element ve nitelik belirlenmesinde sadece güneş burcu yeterli değildir.

Bütün bunları bir araya getirdiğinizde, ortaya çıkan tablo sizsinizdir, yani doğum haritanız.

Hayat sürekli bir değişim halidir. İsteğiniz dahilinde olanlar ve isteğiniz dahilinde olmayanlar.

Güneş burcu bizim için, yaşamda kimliğimizi ifade ediş biçimimizdir. Çocukluğumuzda babamızı izleyerek, bir şekilde ondan etkilenerek kendi kimliğimizi oluştururuz. Babamızı tanımadığımız durumlarda kendimize örnek aldığımız bir model muhakkak olacaktır. Olmadığı takdirde kişideki kimlik duygusu tam olarak gelişemeyebilir ve kişi hayatı boyunca kimlik karmaşaları içinde yaşayabilir.

Hayatımıza giren herkes bir şekilde bizim kimlik gelişimimizde etken faktörlerdir. Onlar vasıtası ile hayatı tanır, çocukluğumuzda temelini attığımız kimliğimizin üzerine yeni kalıplar katarız. Kendimizi sürekli bir yenileme ve oluşturma hali içindeyizdir. Bu modellerden kimi sağlıklı bir gelişmeye ışık tutarken kimi de kişinin kimlik oluşumunda negatif unsurlar barındırmasına sebep olabilecektir. Çok fazla iyiniyetli olan bir kişi, yaşam süreci içinde karşısına çıkan ve kendisini suistimal etmiş kişilerden, kendini korumaya ait yeni bir davranış modelini kişiliğine katabilir. Sürekli istismar edilen kişiler, bir süre sonra karşısına çıkan kişilere karşı istismar edici davranışlar modellerini benimseyebilirler.

Astrolojide önemli olan yanlış biçimlenmeleri ayıklayabilmektir. Kişi, bu özelliğinin farkına vardığında, istismar edilmekten istirmar etmeye doğru değil, istismarı önleyici davranışlar benimseyip ama bunu kimliğine zarar vermeden, kırılmadan, kırmadan, incinip kabuklar oluşturmadan yapmaya doğru kendini biçimlendirebilmelidir. Ve bu sayede rotasını doğru yöne çevirebilir.

Çocukluğunda, kimlik gelişimini çok fazla bastıran bir baba modeli ile karşı karşıya ise kişi, bir yetişkin olduğunda, babadan gördüğü davranış modellerini bilinçsizce çocuklarına uygulayabilecektir. Astroloji, yanlışların farkına varmamızı sağlayıcı tarzda, bize hizmet edebilir.

Kişi büyüdükçe gelişir ve değişime uğrar.

Bunu astrolojide görebilmek mümkün müdür?

Astrolojide kişinin gelişimini izleyebilmenin bazı metodları vardır.

İlerletim (progression) metodu bunlardan biridir. İlerletim metodunda en yaygın olarak kullanılan metod, ikincil ilerletimlerdir (secondary progressions). Bir günümüzü bir yıla eşitleyerek ortaya çıkan haritanın incelemesi yapılır.

Doğduktan 1 yıl sonra doğduğumuz andan 1 gün sonraki gökyüzü haritası incelenerek kişinin bir sene sonra gelişimin ne düzeyde olduğu görülmektedir. Bir burcun, örneğin Akrep burcunun 17.derecesinde doğmuşsanız bir sonraki yıl güneşiniz Akrep burcunun 18.derecesindeymiş gibi farz edilir. Tabii diğer gezegenler de Güneş’in ilerlemesi baz alınarak, o oranda ilerletilirler. Bir burç 30 derece olarak kabul edildiği için, bu kişi hayatının 13 senesini Akrep burcu özelliklerini deneyimleyerek geçirecektir. Akrep burcu bir çok astroloğun hemfikir olduğu gibi cehennemden geçen bir burçtur. Astrolojide de daha önce söylemiş olduğum üzere 8.ev Akrep burcuyla özdeşleştirilmiştir ve Krizler ve Ölüm Evi olarak adlandırılır. Akrep burcunu deneyimleyen bu kişi yaşamının 13 senesinde krizlerle, korkularla, endişelerle dolu zamanlar geçirecektir. 14.üncü senede güneş, ilerletim metoduna göre burç değiştirerek, Yay burcundaki yolculuğuna başladığında, Yay burcunun anlattığı temalar kişinin hayatında oldukça fazla görülmeye başlanacak, daha fazla Yay burcu ya da Jüpiter temalarını taşıyan insanlar hayatına girecek ve bu suretle kimliğini Yay burcunu deneyimleyerek zenginleştirecektir. Mesela bu kişinin ailesi yabancı bir ülkeye taşınabilecek yahut yabancı bir ülkede eğitim görme şansı elde edebilecek ve bu yüzden yaşamı kökten değişebilecek veya kişi içinde bulunduğu çıkmazı çözmek amacıyla dini konulara yönelebilecek yahut bunu felsefe ile daha fazla haşır neşir olarak da yapabilecektir. Bu süreçte yabancı kültürlere ve yeni inanışlara merak salabilecek, ele avuca geçmez biri gibi davranabilecektir. Akrep’de bastırılmış, sıkıntı çekmiş kişilik, Yay'da özgürlüğü bütün yönleriyle deneyimlemeye başlayacaktır da diyebiliriz. Kişi hiç durmadan Yay burcu gibi yeni ufuklar arayabilecektirkendisine. Güneş’iniz ilerletimde burç değiştirdiğinde, bunu mutlak suretle hissedersiniz. Çünkü Güneş’in burç değiştirmesi, Ay’ın burç değiştirmesi gibi içsel olarak yaşanan bir durum değildir. Bu değişim, daha çok bir olgu, önemli bir olay ile ortaya çıkar. Güneş’in, insan ömrünü baz alırsak en fazla dört burçta bu yolculuğu yapabileceğini söyleyebiliriz. Bir burcun sonlarında doğan bir kişi 90'ını biraz geçe 4.burcu deneyimliyor olabilir. Bundan daha fazlası da mümkün değildir.

 

 

The Moon is Drowning - Carol Heyer

 

Ruhumuzun gizemli sesi: Ay

Duygularımız... Bizim için en kutsal varlık olan annemiz… Nasıl ve ne kadar sevebildiğimiz…

Duygular insan yaşamında derin karanlık bir kuyu gibidir. Bazen kendimizin bile farkında olmadığımız gibi… Tıpkı doğmadan önce yerleştiğimiz ve dışarı çıkma zamanımızı beklediğimiz rahim gibi. Ay’ın yani duyguların ilk oluşması cenin durumundayken başlar. Cenin halindeyken henüz üst bilinç gelişmemiş olduğundan tamamen alt beyinle hareket ederiz. Hissederiz. Annemizle ve dış dünyayla bir şekilde sözsüz bir iletişim kurarız. Dünyaya gözümüzü açtıktan sonra ise, annemizle duygularımızı, hislerimizi şekillendirmeye, ifade etmeye başlarız. Anne ile kurulan ilişkiler ne kadar sağlıklı olursa, kişinin hayatında sağlıklı duygusal iletişimler kurması ve hayattan haz alması da o kadar mümkün olur. Eğer anne ile kurulan ilişkiler sağlıksızsa, yetersizse veya eksikse, kişinin ızdıraplı hayatı da başlamış olur. Sürekli huzursuzluklar, bitmek bilmeyen sorunlar, mutsuzluklar, arayışlar, suçlamalar hayatımızın başrollerine yerleşiverirler. Duygular tıpkı suyun kayaları sessiz ve yavaş yavaş oyması gibi, sizi için için oyar dururlar. Ve bir gün bir patlama ile krizin eşiğine gelmiş bulabilirsiniz kendinizi.

Doğum haritasında olumsuz yerleşmiş ve sert açılar altında olan bir Ay, kişiyi yaşamı boyunca sağlıklı duygusal iletişimlerden uzak bırakabilecektir. Bu olumsuz açılanmalar kişinin annesi ile ilişkisinde eksik olan birşeyleri gösterir. Bu eksiklikle, olumsuz duygusal iletişimleri kendinize çekerek, annenizle sağlıklı iletişim kuramamanız sebebiyle bilinçaltınızın olumsuz koşullandırması ve şekillendirmesi sonucu bir çeşit acı çekerek bilinçsizce kendinizi cezalandırma sürecine girersiniz ve çoğu zaman bunun farkında bile olmayabilirsiniz. Ya da size anne gibi davranan insanlara kapılıp gitmeniz ve annenizden alamadığınız sevgi ihtiyacını onlardan alma çabası içine girerek bir çok yanlışlar yapma ihtimaliniz bu durum da sözkonusu olabilir. Ay yani duygusal davranış kalıbımız erken çocukluk yıllarında modelleneceğinden bir yetişkin olduğunuzda ve yaşamın bir yerinde bu olumsuzluğu durup sorguladığınızda geçmiş yaşam karmik bağlarını üzerinizden atmak ve atmayı başardığınızda izlerini silebilmek, sizin için bir yaşam amacı haline gelebilecektir. Çünkü duygular elle tutulamaz, gözle görülemez ve sözcüklere dökülemez niteliktedir. Bu durum ancak bilinçaltının yeniden yapılandırılması amacıyla bilincinizi geliştirerek, yaşamınızı bilinçaltınızın kontrolünden bir nebze olsun kurtarmak ve daha sonra bilinçaltınızın size verdiği mesajları doğru bir şekilde algılayarak yanlış kodlanmaları düzeltebilmek oldukça sabırlı olmanızı gerektirecek bir süreçtir. Ay’ın 2,5 günde bir burç değiştirerek gökyüzündeki yolculuğunda duygularınızın salınımını hissedebilmeniz imkanı vardır. Sorunlu ruhsal yapılanma içindeyseniz eğer, Ay doğasına daha uygun olan su gruplarına girdiğinde, kendinizi oldukça depresif, mutsuz ve yalnız hissediyorsanız, sevilmeme endişeleriniz, korkularınız oluyorsa ve kendinize acıma hissi besliyorsanız eğer, duygularınızın olumsuz kodlanma derecesini bu hislerin şiddet derecesinden anlayabilmeniz mümkündür. Özellikle de Ay, bu döngüsü esnasında, bazı gezegenleriniz ile sert açılanma içine girdiğinde bunu izleyerek sorunların hangi hayat alanlarınızı etkileyebildiğini de farketmeniz mümkündür.

İlerletilmiş haritalarda Ay’ da 2,5 yılda bir burç değiştirir ve Ay’ın girdiği burç, hangi ruhsal temaları o 2,5 yıl içinde deneyimleyeceğinizi gösterir. Eğer ilerletilmiş Ay girdiği burçta herhangi bir gezegenle temas haline girmişse, o gezegenlerin bulunduğu hayat alanları ve ifade ettiği kişilik durumları da o ruhsal deneyime katılmış olur. Kendimden örnek vermem gerekirse ilerletilmiş Ay’ım Boğa burcunda ve 8.evimde giderken, doğum haritamda Akrep burcunda bulunan Neptün’le bir karşıt açıya doğru giderken, bu alanda yaşayacağım bazı dersler olduğunun farkındaydım. Neptün, illüzyonun ve sanatın da temsilcisi olduğundan birden bire kendimi sayısını şu an da hatırlayamayacağım kadar çok, bir yığın filmi ard arda izlerken buluverdim. Neptün aynı zamanda kontrolsüzlüğün de gezegenidir. Ve burda edineceğim dersleri elimden geldiğince almaya çalıştım. İlginçtir ki çok etkilendiğim bazı film kahramanlarının doğum haritalarına ulaştığımda, doğum haritalarında Ay’larının Boğa burcunda ve Akrep burcundaki Neptün’le karşıt açı yaptığını hayretle gördüm.Tıpkı benim haritamın o anki durumu gibi…Ve hayattaki en küçük bir parçanın bile, diğer parçalarla nasıl da temas halinde olduğuna günlerce şaşırdım. Film yıldızları, filmleriyle bana dersler vermekteydi.

Size bu noktada özellikle belirtmek istediğim bir husus var. Astrolojinin fal anlamında kullanılmasını oldukça sakıncalı bulmaktayım. Sürekli gökyüzünden medet umarak hiçbir sorununuza çözüm bulamazsınız. Haritanızın size söylediği mesajları algılayıp sorunu çözümlemeye uğraşmak yerine, hiçbir şey yapmadan, kendinizi çözümleyip düzeltmek yoluna gitmeden, sürekli gökyüzünü izleyip geleceğin size ne getireceğini beklemek, abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir. Bu, içine gireceğiniz ve bir daha da asla çıkamayacağınız bir kısır döngü halini alabilir. Siz, şimdi ve şu anda ne yapıyorsanız geleceğinizde o şekilde şekillenir. Hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakıp durursanız, gelecekte de kendinizi hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakar bulabilirsiniz. Ve değişen hiçbir şey olmamış, herşey daha da içinden çıkılmaz bir hale bile gelmiş olabilir.

 

Herkes, 12 burcun birbiriyle değişik şekillerde harmanlanmış halleridir.

Her harita kendine özeldir, bu bağlamda her insan da kendine özgüdür. Tıpkı psikolojide her insanın tek ve eşsiz kabul edilmesi gibi… Carl G. Jung senkronisiteyi açıklarken, zamanın bir noktasında doğan ve yapılan herhangi bir şeyin, o anın niteliklerini taşıdığına da işaret etmiştir. Her insan içine doğduğu anın özelliklerini taşıyacak ve bu, onun kişiliğini ve kaderini belirleyecektir.

Herşey sadece içimizde mi olup bitiyor, peki dışarda ne var?

Uranüs, Neptün ve Pluto. Dışarda neler oluyoru gösterirler. Kolektif enerjilerdir. Ailemiz ve yakın çevremiz dışında, bizim kişiliğimizi oluşturan kolektif enerjiler ne demektir ve nasıl çalışırlar?

Ülkemizde başkaldırılar, darbeler mi oluyor? Uranüs sahnede! Korku imparatorlukları mı kuruluyor? Pluto sahnede! Ülke, kayıplar ve sıkıntılar mı yaşıyor? Herşeyi Tanrı’dan mı bekliyor insanlar? Neptün sahnede! (Tabii ki Karmanın Lordu olarak, bütün bunlara eşlik eden bir Satürn transiti de, muhakkak olacaktır.)

Bunlar kolektif enerjilerin olumsuz kullanımlarıdır. (İnanıyorum ki, Yeni Çağ, bize bu enerjileri daha olumlu kullanabilme hediyesini verecektir.)

Bazen hep birlikte, bazen ayrı ayrı, bazen kontak içinde birlikte de sahneye çıkabiliyorlar. Ve biz, kollektif enerjilerin gölgesi altında, kendi kişisel varoluşumuzu, kendi kaderimizi yaşamaya başlarız. Kendi karmamızı!

Kolektif enerjilerden yani dışsal şartlardan çok fazla etki almış bir kişi, örneğin Uranüs haritasında kişisel gezegenleri ile temas halindeyse,huzursuz ve olur olmaz herşeye baş kaldıran bir kişi olabilecektir. Kişi bu enerjiyi farkındalıkla uyumlu bir şekilde kullanmayı başarabilirse, toplumunu veya insanlığı daha ileri götürebilecek radikal fikirler ve eylemlerle ortaya çıkabilecektir.

Ya da haritasında yoğun Pluto etkisi altında olan bir kişi, doğduğu andan itibaren ölüm ve korku temalarıyla çok fazla etkileşim halinde olan biri olacaktır. Eğer kişi, bu enerjiyi kendini dönüştürmek yolunda kullanmayı başarabilirse, hayatın gizlerini keşfetme ve bu yolla kendini yeniden ve güçlü bir şekilde ifade etme yolunda büyük adımlar atabilecek, belki de toplumsal arenada büyük kitleleri yönlendirip kontrol edebilecektir.

Haritasında yoğun Neptün etkisi altında ise kişi, sürekli kaos ve karmaşa içinde bulunan, hayattan sürekli kaçarak hayallere sığınan veya uyuşturucu gibi maddelerle hayal dünyasında mutluluk ve huzuru arayan bir kişi olabilecektir. Eğer kişi, bu enerjiyi olumlu kullanmayı başarabilirse, ruhsal olana yönelerek mutluluğu madde de ya da kaçışta değil, iç dünyasında aramaya yönelecek ve orada Tanrı’ya veya içbenliğine ulaşıp onunla uzlaşmayı başararak, gerçek huzuru ve mutluluğu yakalayabilecek ya da belki de hayal dünyasını yaratıcı bir şekilde kullanarak herhangi bir sanat dalında ürettiklerini ortaya dökebilecektir.

Güçlü Uranüs etkisi büyük devrimcilerin ve bilim adamlarının, güçlü Pluto etkisi önemli devlet adamlarının ve güçlü Neptün etkisi ise tarihe damgasını vurmuş din adamlarının ve insanlığa inanılmaz güzellikte eserler bırakmış sanatçıların haritalarında sıkça rastlanan bir durumdur.

 

Hayatı çözmek istiyorsan, çok uzaklara gitmene gerek yok. Kendine bir bak yeter.

 

Doğum haritamız olan, doğduğumuz anın gökyüzü haritası, bize kişiliğimizin an be an hangi şekle ulaşacağını göstermektedir. Bir nevi kaderimiz doğduğumuz an belirlenmiş olmaktadır. Bu noktada bazı astrologlar, kaderimizi değiştirme şansımızın elimizde olmadığını, olacakların olacağını, bunu değiştirmenin ise mümkün olmadığını kaderci bir temayla açıklarken, bazı astrologlar ise farkettiğimiz anda seçim yapma şansına sahip olduğumuzu ileri sürmektedirler. Yeni Çağ farkındalık kavramını yaşamlarımıza sokarken, seçim yapma şansına sahip olduğumuz düşüncesi, daha akla yakın görünmektedir.

Yazılmış bir oyunun oyuncuları mıyız yoksa her an yazmaya devam ettiğimiz bir oyunu mu oynuyoruz?

Bazı planet transitlerinin yaklaştığını görürken, bunu engellemek mümkün müdür? Ya da bunu görme şansımız var mıdır?

Her gün, gökyüzündeki gezegenler, ritmik bir şekilde doğum haritanıza dokunur, dururlar. Buna transit gezegen etkisi denir.

Gezegenler transit geçiş halindeyken, doğum haritanızdaki gezegenlerinizle temas ediyorlarsa, bundan yaşamınızın hemen hemen tüm alanları etkilenir. Çünkü doğum haritanız birbirine bağlı küçük parçalardan oluşan, bir bütündür. Ama özellikle hangi gezegeniniz transit etkiyi alıyorsa ve hangi evden alıyorsa o ev ve o gezegeniniz ve etkilenen gezegeninizin yöneticisi olduğu burç ve o burcun doğal evi daha fazla etki altında kalır. Ardından etkilenen gezegeninizin açı yaptığı diğer gezegenler ve bulundukları alanlar da geri planda etkilenirler. Ve bir etki, bir çok tepkiye yol açar. Transit gezegen etkilerini, kişisel gezegenler olarak adlandırdığımız ve klasik astrolojide kullanılan yedi gezegenin transitlerinde kontrol edebilmek mümkün olabilirken, diğer üç gezegen olan ve kollektif gezegenler olarak kabul edilen Uranüs, Neptün ve Pluto transitlerinde bu durum pek mümkün olmamaktadır. İçsel şartları kontrol edebilirsiniz ama dışsal şartları ne oranda kontrol edebilirsiniz?

Örneğin ciddi bir kriz geçiren bir ülkede, Pluto ve Uranüs transiti varsa, bu, işten çıkarılmanızı engelleme şansını size vermeyebilir. Orda kollektif bir şekilde bir dönüşüm yaşandığından ve haritanızda da ciddi bir dönüşüm deneyimi yaşadığınız gözleniyorsa eğer, bu durumdan etkilenmeme gibi bir şansınız olduğunu sanmıyorum. Siz bir dönüşüm deneyimi yaşamıyorsanız, gelen ağır transit etkilerini farkındalıkla bertaraf edebilirsiniz ya da farkında olmasanız dahi, bu transit zaten size dokunmayacaktır bile ama eğer haritanız gereği bu dönüşümü yaşayacaksanız kaçma şansınız yoktur.

Aslında bütünün etkilendiği durumlarda, parçaları da muhakkak bundan doğrudan olmasa bile, bir şekilde nasibini alacaktır.

Eğer doğum haritasında Akrep burcunun doğal evi olan ve 8.ev tabir edilen krizler evinde ağır bir Satürn deneyimi yaşıyorsanız ve Güneş’iniz de Pluto’dan sert bir transit etkisi alıyorsa, bu nokta da seçme özgürlüğü size zaten verilmemiştir ve bu ağır deneyimi kader size yaşatacak demektir. Seçme özgürlüğü size ancak ağır deneyimlerden sonra gelen bir özgürlüktür. Çünkü artık o enerjilere aşina olmuşsunuz demektir. Tanıdığınız bir düşmanla başedebilirsiniz ama tanımadığınız ve size ansızın vuran bir düşmanla başetmek için yoğun mücadele etmeniz gerekir.

 

Her transit gezegen etkisi, herkesi aynı şekilde etkilemeyebilir. Kişinin sahip olduğu doğum haritası, orijindir.

Bütün bu kadersel temalar söz konusu olduğunda, öncelikle yapmanız gereken, bu düşmanın kim ve neden orda var olduğu konusuna eğilmenizdir, çünkü ekilenler biçilmektedir. Sizin kontrolünüz dışında ekilmiş olan hatalı tohumların, bir şekilde temizlenerek, yeniden ve sağlıklı tohumların atılması ve geleceğinizi, ekeceğiniz sağlıklı tohumlarla şimdi ve şu anda şekillendirmeniz gerekliliğini farketmeniz gerekmektedir. Sağlıksız olan enerjilerinizi farkettiğinizde, bunu çözümleyerek bu enerjiyi yapıcı bir biçimde hayata geçirebilmeniz imkanı vardır.

Bir örnek daha vermek gerekirse, ilerletilmiş haritalarda, ilerletilmiş Ay’ınız natal Pluto’nuz ile temas halindeyse, burada muhakkak ruhsal bir arınma, temizlenme ve yeniden yapılandırma dönemi yaşayacaksınız demektir. Ama bunun ağır mı hafif mi geçeceği sizin doğum haritanızda gizlidir. Eğer Pluto enerjisine aşina biriyseniz ve onunla başa çıkmayı biliyorsanız bunu oldukça verimli bir şekilde kullanabilirsiniz. Ama eğer Pluto enerjisine yabancı biri iseniz, sizi yerle bir edebilecek hatta yıkıp yeniden yapılandıracak deneyimler yaşayacaksınız demektir. Krize alışkın olan, krizle başa çıkar. Olmayanlar ise bir şekilde krizi öğrenir.Bunlar bizi büyüten, olgunlaştıran, yükselmemizi sağlayan faktörlerdir. Her şey önünüze sunulduğunda ve sizin herhangi bir çaba göstermeniz gerekmiyorsa, sizin ne kadar büyüdüğünüzden nasıl söz edilebilir ki?!

Eğer krizler yaşıyorsanız ve acı çekiyorsanız, bilmelisiniz ki sonuçta bu durum sona erdiği zaman ödülünüzü alacaksınız. Bütün bu yaşananların sizin ruhsal gelişimiz için olduğunu bilmelisiniz. Yaşamda hiç kimse tesadüfen bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, astrolojinin, kendini tanıma yolunda, kişiye öğreteceği çok şey olduğuna inanıyorum. En azından farkındalığı öğretecektir. Kendinizi bilirseniz, hatalarınızı düzeltme şansınız olur. Bir şans, çok şey demektir. Size büyük adımlar attırabilir. Bu, bütünün en yüksek hayrı için de, çok büyük bir adımdır.

Herkes elbirliğiyle bir taş koysa, bir bina biter!

İlim İlim Bilmektir
İlim Kendin Bilmektir
Sen Kendini Bilmezsin
Ya Nice Okumaktır
Yunus Emre

"Tanrım! Yarattığın düzene hayran oldum. Ama keşke, bunu farketmem için "biz"e bu kadar acı çektirmeseydin."

Aylin Yabanoğlu

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile