Eşruhumuzu Nasıl Buluruz?

in YAZILAR
18. 09. 20
posted by: Administrator

 

Ertan Yurderi yazdı; Spiritüel konularla uğraşan kişilerin ağzına pelesenk olmuş bir kavram vardır. Eşruh konusudur bu... Bu kişiler hep bir gün eşruhlarıyla karşılaşacakları anı bekler dururlar... Bence bu nosyonun da bir illüzyon olabileceği şüphesi var içimde... Umarım değildir... Umarım bu da sevgi adıyla yaşanan pek çok aldanış gibi tatlı/acı bir tuzak değil, ruhumuzun yolculuğunda gerçek bir eşiktir bize veyahut bizlere...

Romeo ve Jüliet’i, Kerem ile Aslı’yı ya da Leyla ile Mecnun’u kim bilmez ki? Ya Dante’nin dokuz yaşındayken âşık olduğu ve bir ömür boyu sürecek olan büyük esin kaynağı Beatrice’ine duyduğu evrensel sevgiyi?.. Ve daha nice “eşruhlar”ın dillere destan efsanevi aşklarını ve kozmik danslarını duymayan kalmış mıdır acaba?

“... Günler günleri kovalamış, bu soylular soylusu kadının görünmesinin üzerinden tam dokuz yıl geçmişti. Bu günlerin sonuncusunda, bu ışıl ışıl kadın, bembeyaz giysiler içinde, ondan yaşça büyük, iki soylu kadının arasında göründü; bir sokaktan geçiyorlardı ki benim korku içinde, allak bullak durduğum tarafa doğru çevirdi gözlerini ve o tanımlanamaz inceliğiyle selamladı beni. Öyle erdem yüklüydü ki o selam, o an mutluluğun doruğuna ulaştığımı sandım. Bu çok tatlı selamın bana ulaştığı saat, o günün dokuzuncu saatiydi kesinlikle, ve de sözlerinin kulaklarıma varmak üzere ilk kez harekete geçişinden olacak, öyle bir tatlılık yayıldı ki içime, mest olmuş vaziyette ayrıldım insanlardan ve odamın ıssızlığına çekilerek bu çok incelikli kadını düşünmeye koyuldum.”

İtalya’nın en büyük şairi, dünya edebiyatının en büyük ustalarından olan Dante, “eşruhu” Beatrice ile karşılaşmalarını, 1292 yılında yazmaya başladığı “Yeni Hayat” adlı yapıtında böyle dile getirir.

Tarihin büyük âşıkları için ölüm, özgürlüğe kavuşma, evrensel ölçülere uygun bir birleşmenin gerçekleşmesi ve ilâhileşmesi anlamına geldiği halde, aşkları bizim geri dünyamızdaki toplumsal değer yargılarına göre hep trajik olarak sona ermiştir. Ya birbirlerine kavuşamamışlardır, ya da kavuşur kavuşmaz birbirlerini bir biçimde yitirmişlerdir.

Belki de evrensel aşkın etkisiyle, kendileri için artık engelden başka bir şey ifade etmeyen bedenlerini sınır kabul etmeyen bu aşkın sevinciyle feda etmeye kalkışmışlardır.

Çağlar boyunca nice yürekler, söz birliği etmişçesine, Romeo ve Jüliet ile, Leyla ve Mecnun ile birlikte atmıştır; nice gözyaşları onların gözyaşlarıyla birlikte akmıştır. Ama aslan payı yine hep o iki sevgiliye kalmıştır.

Her ikisi de evrensel aşkın peşinde koşmuşlar ve onları eşi benzeri ender görülmüş mükemmel bir uyumun içerisine, yani mutlak aşk âlemine atan, ruhlarının bu kaynaşması ve bütünleşmesi olmuştur.

Onlar, belki de yüzlerce, binlerce yıl öncesinden birbirlerine verdikleri, bir buluşmaya ve tek bir bedende eriyip sonsuzlukta yok olmaya dair verilen söz gereği evrenin bir yerlerinde birbirlerini bulmuş “eşruhlar”dır; Leyla Mecnun’dur, Mecnun da Leyla...

İnsanın, yaşamı boyunca çevresinde türlü biçimlerde, türlü gerekçelerle ilişki kurduğu birçok kişi vardır.

Kimi kez de, daha az sayıda olmak üzere, zihinsel ve duygusal bağlar kurulan insanlar vardır. Onlar kimi zaman dostumuz, yol arkadaşımız ve tabii ki âşık olduğumuz (ya da öyle sandığımız) erkekler ve kadınlardır.

Ve çok ender biçimde böylesi ilişkiler uzun yıllar belki de bir ömür boyu sürer. Genellikle de sürmez çünkü biz değişiriz, bedenimiz değişir, dışımızdaki koşullar değişir, ve kuşkusuz ki bunlara bağlı olarak ilişkiler de değişir. Ve sonra... İlişkiler biter. Bir de şu dünya üzerinde, çok çok daha az sayıda olmak üzere “eşruhu”na kavuşanlar vardır.

Peki eşruh nedir?

Bir eşruh, fiziksel, zihinsel ve duygusal düzeylerden çok, ruhsal anlamda ilişki kurulabilen bir varlıktır.

İki ruhsal varlığın bilinen tüm iletişim biçimlerinin ötesinde, zamanın ve mekânın dışında, adeta başka boyutlarda birbirlerini hissetmeleri, aramaları ve nadiren bulmalarıdır bu...

Eşruh demek, her şeyden önce kelimenin tam anlamıyla evrensel düzeyde bir birliktelik demektir. Bu, fiziksel özellikleri birbirine çok uygun bir kadınla bir erkeğin ya da bir erkekle bir kadının, birbirlerine duyduğu bildik anlamda bir ilişki değildir. Çoluk çocuğa karışmak mutlu mutlu yaşam sürdürmek demek ise hiç değildir.

Bazen biriyle tanıştığınızda, onun hakkında çok şey bildiğinize dair bir duyguya kapılırsınız ya da tüm benliğinizi müthiş sıcak bir çekim dalgasının kapladığını duyumsarsınız.

Bir de bakarsınız, onunla şimdiye değin hiç karşılaşmadığınız halde yığınlarca ortak özelliğiniz varmış... Hayatınızdan kimler kimler geçmiştir, ne sevgiler ve aşklar yaşamışsınızdır, ama şimdi durum farklıdır. Sanki “çocukluğunuzdan beri bugüne, onunla karşılaşmaya hazırlanmışsınız” gibidir. Sonra, “Ben hayatımın aşkını buldum” dersiniz. Eşruhun bulunması da buna benzer işte...

Eşruh nerededir?

Eşruhunuz belki bu yaşamına daha başlamamıştır bile! Belki bir başka coğrafyadadır. Oraya gidip onu bulmak ne kadar harika olmalıdır. Ama ya karşımıza başka geleneklerden, başka inançtan biri çıkarsa onu kabul eder miyiz acaba? Ya yaşı yaşımıza, boyu boyumuza uygun değilse? Ya “güzel” değilse? Ya toplumsal ve “ahlaki” engeller varsa, mesela o evliyse, çocukları, torunları filan varsa?..

Eşruh olgusu, önümüze koyulmuş bir “evrensel aşk” örneği olarak, tarihin çeşitli sayfalarında yer alan ve genellikle sınır, kural, inanç tanımaksızın, tüm dünyasal tutsaklık zincirlerini kırarak birbirine çılgınca âşık olan çiftlerde ortaya çıkar. Böylesi bir ilişki, karşılıklı bir öğrenme ve öğretme deneyimi, sevgiye dayalı karşılıklı bir ruhsal alışveriş, evrensel bir amaç ya da armağandır.

Bir eşruh, Doğu öğretilerinde “Karma” sözcüğüyle açıklanan ve genellikle kolaylıkla çözülemeyen ve anlaşılamayan, neden-sonuç bağlantılarının (“karmik bağlar”ın) bir sonucu olarak biraraya geldiğiniz bir varlıktır. Bu “karmik bağ”ın nedeni nerede, ne zaman başlamıştır, bunu bilemezsiniz.

Bu dünyada mı, yoksa evrenin uzak köşesindeki bir başka dünyada mı?.. Ne zaman?.. Kaç on, yüz ya da bin yıl önce? Ama yalnızca şunu bilmek yeterlidir herhalde: Bir yerlerde sizin yolunuzu gözleyen, kalbi yalnızca sizin için atan bir eşruhunuz vardır.

Gerçekten de, asla hatırlayamayacağınız kadar uzun bir süre önce, günün birinde evrenin bir köşesinde buluşmaya dair verilmiş bir söz vardır. Ve siz onu bulmuşsunuzdur. Sonra ne olur? Sonra birlikte elele, ruhlar birbirinin içinde erimiş bir halde, yıldızların üzerinde bir yıldız olup parlamaya başlarsınız... Beatrice’ine sayısız dizeler armağan eden Dante, o Beatrice’in yüzünden şunu da yazmak zorunda kalmıştı: “Ötesine, ancak dönülmemek üzere gidilen o bölgesine ayak bastım ben hayatın.”

Peki eşruhumuzu nasıl buluruz? Bunun için birçok metodlar var elbette... Bunları madde başlıkları olarak sıralarsak;

1- Bilinçaltınızdaki gereksiz yükleri atacak bir yol bulun. Küskünlük, kırgınlık, başkalarına yönelik eski duygusal bağlar gibi... Ve öncelikle şu andaki durumunuzun, yaşamınızın bundan sonraki bölümü için hazır olduğunuzdan emin olun.

2- Ne istediğinizi bilmek, bu konuya ilişkin zorlukları ortadan kaldıracaktır. Neler istediğinizin ve neler verebileceğinizin bir listesini yapın. Bu listeyi elinizin altında tutun ve her gün gözden geçirin.

3- Kendinizi tanımayı ve sevmeyi öğrenin. Eğer kendinizi sevmezseniz, başka birinin de sizi sevmesini beklemeyin.

4- Sevginizi, adım adım, tuğla tuğla, bir duvar örer gibi yükseltin. Yüreğinizi, çevrenizdeki her şeye açın; arkadaşlarınıza, hayvanlara, bitkilere, taşlara, topraklara, her şeye... “Dünya’nın Ruhu”na açın. Sevgiyi hissettiğiniz zaman onu büyütün önce tüm bedeninize (mikrokozmosa) sonra dünyaya ve nihayet evrene (makrokozmosa) dağıtın.

5- Vermek! Her şeyinizi vermek ve dağıtmak... Bu, şu evrende bir yer işgal eden bir varlık olarak tüm evrensel kredinizi arttıracaktır.

6- Zihninizde eşruhunuzla konuşun. Özellikle de uyumadan önce ve uyanır uyanmaz.

7- Türlü biçimlerde bu evrensel sevgilinizi selamlayın. Ona aşk şarkıları söyleyin, müzik dinlerken, otomobil kullanırken, kitap okurken, yürürken, her yerde... Resim yapın, kendi kendinize törensel danslar yaratın. Kendinize özel bir yer yapın. Kendinize, çiçeklerle, tütsülerle, mumlarla dolu özel bir ortam yaratın. Orada eşruhunuza seslenebilir ve onu beklediğinizi söyleyebilirsiniz.

8- Kendinizi hiçbir önyargının etkisi altında kalmaksızın yeni tanışma ve iletişim olanaklarına açın.

9- Açıklık, temizlik ve saflık içerisinde inandığınız herhangi bir şeye, tapınırcasına en iyi dileklerinizi iletin.

10- İçinizdeki tüm kötü düşüncelerden arının. Güçlü olun ki eşruhunuz sizi görebilsin ve içinize girebilsin.

Tüm bunlardan hiçbir sonuç alamadınız mı? O zaman dönün kendi içinize bakın... Orada kendinizi bulacaksınız... Belki de kendi eşruhunuz yine kendinizsinizdir...

 

 

Astrolojide Aşk Başkadır- 1.Bölüm

 

Her seven
Sevilenin boy aynasıdır,
Sevmek
Sevilenin o aynaya bakmasıdır.

Özdemir Asaf

 

astroloji’ de aşk başkadır!

 

Kadın ile erkek, karı ile koca, iki sevgili, iki dost, iki yakın arkadaş…

 

İnsanlığın başlangıcı hakkında kutsal kitapların sözbirliği ettiği [ ... ]

ASTROLOJİ YAZILARIDevamını oku...
Mayalar Nasıl Yok Oldu?

 

Yüzyılın başından beri bilim adamları Mayalar'ın kim olduklarını, nasıl yaşadıklarını, ve uygarlıklarının bir anda neden yok olduğunu araştiriyorlar. Bu garip uygarlık MS 300'lerde dünyanın en gelişmiş uygarlığıydı ama dünyanın günesin çevresinde 365 günde döndügünü [ ... ]

YAZILARDevamını oku...
Değişik Bir Evrim İddiası

 

İngiliz evrim teorisyeni Oliver Curry, insanoğlunun 3000 yılına gelindiğinde evriminin doruğuna ulaşacağını ve daha sonrasında iki ayrı türe bölüneceğini öne sürdü.


BBC’ye yaptığı açıklamanın bir benzerini İngiliz televizyon kanalı Bravo’da tekrarlayan London School [ ... ]

YAZILARDevamını oku...
İsis'in Yarası

 

 

- Her şeyden önce sunu çok iyi kavramak lazım: erkekler eril, kadınlar da dişil diye bir şey yok. Eril-dişil enerjilerin bizim kadın mı erkek mı olduğumuzla fazla bir ilgisi yok. Bütün bu eril-dişil dengeleri ve dengesizliklerinin hepsi de tamamen her birimizin kendi içimizde [ ... ]

YAZILARDevamını oku...
Cadılar ve Büyüler

 

Cadıların ne olduklarını ve ne yaptıklarını bilmeyeniniz yoktur herhalde… Ben karacadılıkla suçlanana kadar açıkcası cadılarla pek fazla ilgilenmiyordum, hatta büyü kavramı benden tamamiyle uzaktı. Yapanı şiddetle kınar ve yoluma devam ederdim. Nerden bilebilirdim ki seçimlerimin [ ... ]

BLOG-NOTDevamını oku...
Astroloji Aşkın Derin Sularında- 2.Bolum

Yazının 1.bölümü için aşağıdaki linke tıklayınız...

http://www.magazina.biz/index.php/astroloji/31-astroloji-askin-derin-sularinda-2-bolum

 

 

Desire- Paul Curtis

evde yengeç burcunun bulunması kişinin sürekli aşık olduğu kişiyi duygusal olarak beslemeye kendisini zorunlu [ ... ]

ASTROLOJİ YAZILARIDevamını oku...
Karanlıkta Rus Ruleti ve Gölgeler

 

Gölgelerle karanlıkta rus ruleti oynadınız mı hiç?

Rus ruletini bilirsiniz. Bir silaha tek bir mermi konulur ve bu oyuna(!) kaç kişi katılıyorsa ard arda kurşunu bulana kadar silahı şakaklarına dayayıp, tetiği çeker dururlar. En sonunda bir kaybeden ve diğer kazananlar ortaya [ ... ]

BLOG-NOTDevamını oku...
Kopya Kişilikler

 

Tijen Aykut Çorbacı yazdı; Önce belirtmek isterim ki, burada yazacaklarımın tamamı kendi gözlemim ve algılarıma dayalıdır. İnsanoğlu doğar ve doğduğu andan itibaren büyük bir çalışma içine girer. Önce bebekken öğrenmesi gereken bir dolu şey vardır, neyse ki içindeki [ ... ]

YAZILARDevamını oku...
Çanlar Kimin İçin Çalıyor?

 

Mustafa Güresti ön yazısıyla;

 

Bu serbest ölçü şiir Amerikan edebiyatçı Ernest Hemingway'in ünlü Romanı "ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR'a başlığını verdiği şiirdir.
 Roman geçen yüzyılın başındaki İspanya İç savaşında geçen olaylar üzerindeki kurgusundan hareketle [ ... ]

YAZILARDevamını oku...
Diğer yazılar...